“İyi de bu öğrendiklerim ne işime yarayacak?”  temel eğitimde hepimizin kendisine en az bir kez sorduğu sorudur. Herkes meslek hayatı boyunca mutlaka bu soruya muhatap olmuştur. Bu soruya muhatap olmamızın nedeni eskiden müfredatın kendisiyken müfredatın yenilenmesiyle birlikte artık okullardaki fiziksel yetersizlikler ile öğretmen yetersizlikleridir. Ne yazık ki bu yetersizliklerin yakın zamanda çözülmesi ise pek mümkün görünmüyor. Fatih projesi kapsamında yapılan yenileme çalışmaları her öğrenciye bir tablet, her sınıfa akıllı tahta, projeksiyon imkanı sunsa da ne yazık ki yeterli değil. Bu çalışmaların elbette faydası olacaktır ancak sorunun çözümüne oldukça uzaklar.

Hafıza ile ilgili bir deneyi sizinle paylaşmak istiyorum. 2 hafta sonrasında okuduklarımızın %10’unu, duyduklarımızın %20’sini, gördüklerimizin %30’unu (bir gösteri izlemek gibi), hem görüp hem duyduklarımızın ise %50’sini hatırlıyoruz.

Öğretmenin deneyi anlatması ya da kitaptan okutmasındansa, öğrenciye akıllı tahtadan izletmesinin öğrencinin hatırlaması açısından çok daha faydalı olduğu aşikâr. Ancak bu öğrenmenin en alt düzeyi ‘bilgi’ seviyesi için geçerli. Oysa bilişsel öğrenme 6 basamaktan oluşuyor. Bunlar Bilgi, Kavrama, Uygulama, Analiz, Sentez ve Değerlendirme basamakları. Basitçe anlatmak gerekirse; öğrenciye 5×8, 5 tane 8’in toplamıdır ve 40 yapar dedik. Daha sonra 5×8 kaç yapar dediğimizde 5 tane 8’i toplamadan 40 yapar derse öğrenci bilgi seviyesinde, 5×9 diye sorduğumuzda 45 derse kavrama, 8×8’lik satranç tahtası gördüğünde kareleri saymak yerine çarpıyorsa uygulama basamağındadır diyebiliriz. Bizim okularımızda uygulama ve üstü basamaklara nadiren çıkılır. Örneklerden de anlayacağınız üzere her öğrenci her konuyu aynı seviyede öğrenemiyor. Bazı öğrenciler kişisel yetenekleri, istekleri sayesinde daha çabuk ya da daha üst düzey öğrenmeler edinirken bazı öğrenciler daha düşük seviyede kalıyor. Mevcut müfredatımız da bu farkı gözeterek öğrencilerin edinmesi gereken en temel kazanımları içeriyor. Tüm bu bilgileri alt alta koyduğumuzda duruma bakalım. Yeni eğitim yaklaşımımız içinde öğrencilere o yaşta edinmeleri gereken minimum bilgiyi veriyoruz, çocuklar ise geleneksel eğitim metodu ile verilen bu bilgilerin en iyi ihtimalle yarısını, muhtemelen %70’ini 2 hafta sonra unutuyor. Okullarda değerlendirmeyi ise sıklıkla test (çoktan seçmeli yazılı) ile ölçüyoruz. Hem yanlış doğruyu götürmüyor hem de bu yöntemle kavrama, uygulama gibi üst düzey bilişsel yetenekleri ölçmek çok güç. Kopya çekme kolaylığı, şans başarısı (sallama tutturma) etkeni de cabası. İlköğretimde pratikte sınıf tekrarının ve disiplin cezalarının da kaldırılması ile birlikte okullarımızın ne hale geldiği ortada. (Sistemden değil maddi yetersizlikler ve yönetim beceriksizliklerinden kaynaklanan bu sorunlar bize eskiyi aratıyor ve kısa vadede çözümü pek mümkün görünmüyor. )

Özetle bilgiyi hatırlama oranımızı gösteren deney bize diyor ki geleneksel eğitim (öğretmen odaklı, öğretmen anlatır, gösterir, yapar) ile ne yaparsan yap dersin %50’si boşa gidiyor. Deneyin gerçekleştirildiği yıllarda ders geleneksel öğretim yöntem ve tekniklerine göre planlandığı için bir şey eksik, öğrencinin aktif katılımı. Yapılan çalışmalar gösteriyor ki öğrenme en iyi aktif katılımla gerçekleşiyor (pek çok deneyde bu oran %80-%90). Fen, matematik öğretiminde kavramların somutlaştırılması, günlük hayatla ilişkilendirilmesi öğrenmenin kalıcılığı, üst düzey öğrenmenin sağlanması açısından çok önemli. Mekanik ve Kodlama işte burada devreye giriyor. Basit makinalardan, pervaneli uçaklara çok geniş bir alanı kapsayan mekanik bilimi, fen ve matematik bilimlerinin gelişmesine en çok katkı sağlayan bilim dallarından. Çocuklara uygun bir şekilde verilen mekanik eğitimi fen ve matematik dersleri için hem kalıcı hem üst düzey öğrenme sağlıyor. Kodlama ise çağımızın yeni yabancı dili. Matematik tabanlı bu dil elektronik cihazlarla iletişimimizi sağlıyor. İlgisi olamayanlar için zor gibi gözükse de 8 yaşındaki çocukların kendi kendine Java kodlamayı öğrendiği bir çağda yaşıyoruz. İngilizce öğreniminin gerekliliğine ne kadar inanıyorsanız kodlamaya da o kadar inanmanız gerekiyor. Zira her gün bir İngiliz’den daha çok bir elektronik eşyayla birlikteyiz ve evet kodlama bilmeden de bu cihazları kullanabiliyoruz, İngilizce bilmeden İngiltere’de yaşayabileceğimiz kadar. Kodlama öğrenimi ile matematik öğreniminin birbirine transfer edilebilecek pek çok ortak alanı mevcut. Matematikte kullandığımız ortak paranteze alma kavramından tutun da [for (var count = 0; count < 4; count++) gibi kodlarla] açı kavramının kullanımına, çokgen çizimine kadar. Mekanik ve Kodlamanın birlikte yer aldığı alan ise robotik. Robot denilince akla mutfak robotundan Asimo’ya kadar pek çok şey gelse de bizim robottan kastımız, kendisine verdiğimiz görevi yapabilen aygıt. Renk sensörü ile çizgiyi takip eden araba da buna dâhil, Mars yüzeyine gönderilen cihazlar da.

Çocuklar için mekanik, kodlama, robotik eğitimleri henüz yaygınlaşmış değil. Bu yüzden de ucuz oldukları pek söylenemez. Türkiye’de bazı özel okullarda ve Bilsem’lerda eğitimleri verilmesine rağmen herhangi bir devlet okulunda sistemli bir şekilde verilmiyor. Umarım zamanla bu eğitimler zorunlu öğretim müfredatında kendine yer bulur, bu eğitim lüks olmaktan, ‘Bu benim ne işime yarayacak’ sorusu da dağarcığımızdan çıkar.

Kaynak : https://www.stemistanbul.com/mekanik-kodlama-robotik/